• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Görüyoruz, susmuyoruz, mücadele ediyoruz... İnsan haklarıyla insandır… Küresel salgın ve olağanüstü hal koşullarında insan hakları nefes aldırır.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin kabul edilişinin 72. yılındayız. Bu yıl da İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde belirtildiği gibi barış, adalet, eşitlik, özgürlük ve insan onurunun korunmasını ve bunları güvence altına alacak demokrasi mücadelesi verilmesini savunmaya devam ediyoruz. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin hazırlanması, BM bünyesinde, 29 Nisan 1946 tarihinde, İnsan Hakları Komisyonu kurulmasıyla başlamıştır. Komisyonca hazırlanan bir Giriş ve 30 maddeden oluşan İnsan hakları Evrensel Bildirgesi, 10 Aralık 1948 günü Fransa’nın başkenti Paris’te toplanan BM Genel Kurulu’nda kabul ve ilan edilmiştir. Türkiye, Evrensel Bildirge’yi, Bakanlar Kurulu kararı ile onaylamış ve Resmi Gazete’nin 27 Mayıs 1949 tarih ve 7217 sayılı nüshasında yayımlanmıştır. 10 Aralık İnsan Hakları Günü Evrensel Bildirge 500’den fazla dile çevrilmiştir. Bu özelliği ile de en çok dile çevrilen insan hakları belgesi olma özelliğini taşır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 4 Aralık 1950 tarihinde gerçekleştirdiği toplantıda, 423(V) sayılı kararıyla “10 Aralık” gününü, “İnsan Hakları Günü” olarak ilan etmiştir.

 

Barışı ve Barış Hakkını Savunmaya Devam Edeceğiz !

2013 yılında başlayan ve 2015 Temmuz’una kadar süren barış ve çözüm sürecinin Türkiye'nin Kürt Sorunu’nda attığı önemli bir adım olduğu, sonrasında sürecin bozulmasıyla yaşanan can kayıpları ve anti-demokratik uygulamalarla insan hakları ve demokrasi ortamının kötüleştiği gerçeği artık görülmelidir.

2015-2019 yılarını kapsayan 5 yılık silahlı çatışma bilançosunda 5365 kişinin yaşamını yitirdiği 7986 kişinin ise yaralandığı orta büyüklükteki savaş bilançosu unutulmamalıdır. Kürt sorununu demokratik yollardan çözme çabası olmadan demokratikleşme ve insan haklarında ilerlemenin sağlanamayacağı açıktır. Bu nedenle yeniden bir barış sürecinin inşa edilmesi en önemli görevlerimiz arasındadır.

Gerçek bir reform, kuvvetler ayrılığı ilkesine dayalı yeni bir Anayasa ile yapılabilir!

Türkiye’de hukukun üstünlüğüne dayalı yeni bir yargı yapılanmasının kurulması ve adalete olan güvenin tesis edilmesi için kuvvetler ayrılığı ilkesine dayalı yeni bir anayasa yapılmalı, mevcut tek kişi yönetimine dayalı otoriter anayasadan vazgeçilmelidir. Siyasal iktidarın kamuoyunda beklenti oluşturan yargı reformu açıklaması ne yazık ki ayırımcı infaz kanunu değişikliği ile hayal kırıklığı yaratmış, AİHM’in Demirtaş ve Kavala kararlarının gereği yerine getirilmemiştir.

 

 

Adalet için cezasızlıkla mücadele gereklidir!

İşkence ve kötü muamele yasağına aykırı eylemlerde bulunanlar hakkında etkili soruşturma ve kovuşturma yöntemlerine başvurulması önündeki siyasi ve kanuni engeller kaldırılmalı, OPCAT uyarınca tarafsız ve bağımsız gerçek bir ulusal önleme mekanizması kurularak kapalı mekanlarda tutulanların işkence ve kötü muameleye uğramasının önüne geçilmelidir. Kamuda oluşturulmuş insan haklarını koruma mekanizmaları, BM Paris İlkeleri’ne uygun hale getirilmelidir. 

Kalıcı OHAL düzeni sona ermeli, OHAL’in sonuçları ortadan kaldırılmalıdır

Her ne kadar OHAL 18 Temmuz 2018 tarihinde sona ermişse de 7145 sayılı kanunla OHAL kalıcı hale getirilmiştir. Bu bakımdan valiliklere tanınan haklar yeniden düzenlenmeli, 12 güne kadar olan gözaltı sürelerine son verilmeli, OHAL’in hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı, insan hakları ihlallerine sebep olmuş sonuçları derhal ortadan kaldırılmalıdır. Başta Barış Akademisyenleri olmak üzere haksız ve hukuksuz kamu görevinden ihraç edilen kişilerin görevlerine iadesi sağlanmalıdır. Ayrıca yargı kararları ile OHAL Komisyonu kararları arasında ortaya çıkan çatışmalı durumları ortadan kaldıracak insan hakları odaklı düzenlemeler yapılmalıdır.

Seçilmiş Belediye Eş Başkanları Görevlerine iade edilmelidir ! 

Kalıcı OHAL düzeninin bir başka görünümü olan halkın iradesini temsil eden belediyelerdeki kayyumların kaldırılarak seçilmişlerin göreve iade edilmesi sağlanmalı, Adnan Selçuk Mızraklı başta olmak üzere tutuklu belediye eş başkanları ve diğer seçilmişler serbest bırakılmalıdır.

İfade özgürlüğü, insan hakları ve demokrasiyi savunmanın olmazsa olmazıdır!

Toplumsal muhalefetin sesini yansıtan basın ve yayın kuruluşlarının baskı altında olduğu, pek çoğunun kapatıldığı, binlerce gazetecinin işsiz bırakıldığı ve 100’ün üzerinde gazetecinin tutuklu olduğu koşullarda barış ve demokrasi savunuculuğu da güç kaybetmektedir. 

Sadece gazeteciler değil, on binlerce insan düşüncelerini ifade ettikleri için yargı baskısı altında bırakılmaya devam etmektedir. Bu süreçte insan hakları savunucuları da soruşturma ve dava baskı altında kalmaktadırlar.

İfade özgürlüğünün önünde engel teşkil eden başta Terörle Mücadele Kanunu olmak üzere tüm düzenlemeler gözden geçirilmeli ve uluslararası standartlara uygun bir biçimde ifade özgürlüğünün önünü açacak değişiklikler yapılmalıdır.  

Hapishanelerdeki hak ihlalleri sona ermelidir!

Pandemi bahane edilerek iktidar ortaklarının uzun yıllardır gündeminde olan özel af düzenlemesi yapılmış, suç örgütü lider ve üyeleri serbest bırakılmış, siyasi mahpuslar ile TMK kapsamındaki hasta mahpuslar hapiste tutulmuştur. Hapishanelerde pandemi nedeniyle alınması gereken pek çok tedbir hala alınamamaktadır. 

Hapishaneler bu tür salgınların yayılması için oldukça elverişli ortamlardır. Bu nedenle öncelikli olarak ağır hasta mahpuslar ile yaşlı mahpusların, siyasi mahpusların, çocukların, hamile ve çocuklu kadınların salıverilmesi, hapishanelerde kalanlar ile ilgili hak temelli tedbirlerin alınması gerekmektedir. Adli ya da siyasi ayrımı yapılmadan infaz koşulları eşitlenmeli ve insan onuruna uygun muamele yapılmalı, İmralı Hapishanesinde devam eden tecrite son verilmelidir.

Toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesi yükseltilmelidir

Başta kadına yönelik şiddet olmak üzere, şiddetle mücadele konusunda siyasi iktidar ile sözcülerinin İstanbul Sözleşmesi karşıtı söyleri son bulmalı ve İstanbul Sözleşmesi’nin gereği yapılmalıdır. Siyasi iktidarın ayırımcı uygulamalarına karşı LGBTİ+ bireylerin hakları ve nefret cinayetlerine karşı mücadele edenler olmak üzere ayrımcılık karşıtı örgütlerin birlikte mücadelesinin yükseltilmesi gerekmektedir. Çocuğun yüksek yararı her şeyin üstünde tutulmalıdır

Ne yazık ki çocukların her türden istismarına ilişkin ihlallerin devam ettiğini üzülerek takip ediyoruz. Özellikle kız çocuklarına yönelik cinsel istismardaki cezasızlık pratikleri durumun vahametini göstermektedir. Yaşanan bütün bu çocuk hakları ihlallerinin sorumlusu bütüncül bir çocuk koruma politikası olmayan, imzacı olduğu uluslararası sözleşmelerdeki yükümlülüklerini yerine getirmeyen devlettir. Unutulmamalı ki çocuk hakları hiçbir bahaneyle ertelenemez, esnetilemez! Türkiye’yi amasız, fakatsız, lakinsiz, çekincesiz ve beyansız olarak BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ve Protokolleri uygulamaya davet ediyoruz.

Son söz olarak; Kardeş kuruluşlar olarak bizler, dün olduğu gibi bundan sonra da tüm zorluklara karşın ihlalleri belgeleyip, raporlayarak görünür kılmaya, böylelikle önlemeye, cezasızlıkla mücadele etmeye ve insan haklarına saygıyı yükseltmeye devam edeceğiz.

 

Görüyoruz, susmuyoruz, mücadele ediyoruz...

İnsan haklarıyla insandır…

Küresel salgın ve olağanüstü hal koşullarında insan hakları nefes aldırır.

 

MARDİN EMEK VE DEMOKRASİ PLATFORMU

 



162 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
KESK'ten Haberler
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam12
Toplam Ziyaret201179
Hava Durumu
Saat
ANADİLSİZ EĞİTİM OLMAZ
DAHA GÜZEL BİR DÜNYA İÇİN EĞİTİM SEN'DE ÖRGÜTLEN
10 EKİM ANKARA KATLİAMI!
FAŞİZME, DARBELERE VE SAVAŞA KARŞI BARIŞ VE DEMOKRASİ İSTİYORUZ!
21 MART NEWROZ KUTLU OLSUN!
EŞİT VE ÖZGÜR YAŞAMAK İSTİYORUZ!