
GERÇEK SORUMLULAR HESAP VERMELİDİR! Deprem Değil; İhmal, Rant ve Cezasızlık Öldürüyor!![]() BASINA VE KAMUOYUNA ASRIN FELAKETİ DEĞİL ASRIN İHMALİ! 6 Şubat 2023’te, merkez üsleri Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçeleri olan 7,8 ve 7,5 büyüklüğündeki depremler sonucunda on binlerce yurttaşımız yaşamını yitirmiş, yüz binlercesi yaralanmış, milyonlarca insanın hayatı kökten değişmiştir. 3. yıldönümünde depremlerde yaşamını yitirenleri saygıyla anıyor; rant düzenine, cezasızlığa ve kamusal hizmetlerin piyasaya terk edilmesine karşı mücadeleyi büyüteceğimizin, bu yıkımın bu denli ağır olmasına yol açanlardan mutlaka hesap soracağımızın sözünü yineliyoruz Ancak bu rakamların gerçeğin yalnızca küçük bir bölümünü yansıttığını; emek ve demokrasi güçlerinin deprem bölgesinde aylarca sürdürdüğü Kriz Koordinasyon Merkezleri çalışmalarından da biliyoruz. Deprem doğal bir olay; yıkımın boyutu ise siyasal tercihlerin sonucudur. Yıkımın gerçek boyutlarını bilmiyor olsak da bu yıkımın rant düzeninin, denetimsizliğin, ihmallerin ve cezasızlığın sonucu olduğunu biliyoruz. Her büyük depremden sonra aynı senaryo sahneye konmuş; değişen yalnızca felaketin yeri olmuştur. Deprem bu ülkede sistemli biçimde “kader” ve “fıtrat” söylemleriyle geçiştirilmiştir. Gerçek sorumlular korunurken, açılan göstermelik davalarla suç birkaç müteahhide, mimar ve mühendise yıkılmıştır. İmar aflarıyla çürük yapılar yasallaştırılmış, kamu eliyle ölüm yeniden üretilmiştir. 21 yılda deprem vergisi adı altında toplanan 40 milyar doların nerelere harcandığı, kimlere aktarıldığı hala açıklanmamıştır. Bilim insanlarının uyarıları dikkate alınmamış, rant odaklı kentleşme teşvik edilmiştir. İmar aflarıyla çürük yapılar yasallaştırılmış, denetim mekanizmaları işlevsizleştirilmiştir. Afet yönetimi kamu yararı ve bilimsel esaslar temelinde değil, müteahhit düzeni üzerinden yürütülmüştür. Deprem Değil; İhmal, Rant ve Cezasızlık Öldürüyor! Depremler, özellikle AKP iktidarı döneminde kamusal hizmetlerin nasıl adım adım tasfiye edildiğini de acı biçimde gözler önüne sermiştir. Bu politikaların sonucu depremde ilk çöken kurumlardan biri Kızılay olmuştur. Dönemin Kızılay başkanı, yüz binlerce insan donma ve açlık tehdidi altındayken depolardaki çadırları satmış; bu skandala ilişkin açılan dava ise cezasızlık politikalarıyla sürüncemede bırakılmıştır. Aradan geçen üç yıl, depremi yaşayan milyonlar için acının ve yoksunluğun derinleştiği üç yıl olmuştur. Deprem bölgelerinde yüz binlerce yurttaş hâlâ güvencesiz koşullarda yaşamaktadır. “Geçici” denilen konteyner kentler kalıcı hale gelmiş, bu alanlar insan onuruna aykırı yaşam koşullarıyla adeta toplama kampı görüntüsü vermeye başlamıştır. Kış koşulları ile birlikte yaşanan elektrik ve su kesintileri, yaşamı dayanılmaz hale getirmiştir. Eğitim, sağlık, ulaşım ve sosyal hizmetler nitelikli ve erişilebilir olmaktan uzak olup salgın hastalıklar olağan hale gelmiştir. Kadın emekçiler artan bakım yükü ve sosyal destek mekanizmalarının yokluğu nedeniyle çalışma yaşamından kopma riskiyle karşı karşıyadır. Çocuk yoksulluğu derinleşmiş, çocuk işçiliği yaygınlaşmıştır. Depremden Sonra Değil, Hemen Şimdi! Afetlere hazırlık piyasanın değil, kamunun görevidir. Barınma hakkı bir lütuf ya da sadaka değil, temel bir insan hakkıdır. Aradan geçen üç yıla rağmen iktidar, deprem gerçeğiyle yüzleşmek yerine açılış şovlarıyla, yetersiz TOKİ projeleriyle yetinmektedir. Devasa şantiye alanlarına dönüşen kentler ve mahallelerde temiz hava hakkı gasp edilmekte, asbest ve ağır metal kirliliği nedeniyle halk sağlığı sorunları belirgin biçimde artış göstermektedir. Taleplerimiz Açıktır: ü Tüm kamu binaları acilen, bağımsız ve bilimsel ölçütlerle denetlenmeli, depreme dayanıksız olduğu tespit edilen yapılar derhal boşaltılmalı, güçlendirme ve yenileme işlemleri gecikmeksizin yapılmalıdır. ü Özellikle deprem bölgesi olan illerde deprem risk raporları ve kontroller kamu tarafından gerçekleştirilmeli ve tek evi olanlara güçlendirme teşviği sağlanmalıdır. ü Piyasacı, rantçı yaklaşım reddedilmelidir. ü Güvenli barınma, güvenli çalışma ve yaşam hakkı herkes için güvence altına alınmalı, kalıcı ve ücretsiz barınma sağlanmalı; imar afları tümüyle kaldırılmalıdır. Kamusal ve bilimsel denetim esas alınmalıdır. ü Kentsel dönüşüm ile yeni rant projelerine yol açan “rezerv alan”, “acele kamulaştırma” vb. uygulamalara son verilmeli, dönüşüm gerektiğinde kamu her açıdan yükümlülük üstlenmeli ve yerindelik esas olmalıdır. ü Deprem vergileri amacına uygun olarak ve toplumsal yarar doğrultusunda kullanılmalıdır. ü Bilim çevreleri ve emek-meslek örgütlerinin katılımıyla kapsamlı ve bağlayıcı bir Deprem Kanunu hazırlanmalıdır. ü Afet yönetimi, meslek örgütleri, sendikalar ve yerel halkın katılımıyla demokratik biçimde yeniden yapılandırılmalıdır. DEPREM DEĞİL İHMAL ÖLDÜRDÜ! GERÇEK SORUMLULAR HESAP VERMELİDİR! MARDİN EMEK VE DEMOKRASİ PLATFORMU |
130 kez okundu |
Yorumlar |
| Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |